<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tavsiye Üzerine &#187; Tatil Yerleri</title>
	<atom:link href="http://tavsiyeuzerine.com/category/tatil-yerleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tavsiyeuzerine.com</link>
	<description>Her Türlü Tavsiye</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2009 10:23:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>KAPADOKYA</title>
		<link>http://tavsiyeuzerine.com/tatil-yerleri/kapadokya/</link>
		<comments>http://tavsiyeuzerine.com/tatil-yerleri/kapadokya/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 May 2009 07:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavsiyeci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tatil Yerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Acemhöyük]]></category>
		<category><![CDATA[Akvadi]]></category>
		<category><![CDATA[Alacahöyük]]></category>
		<category><![CDATA[Avanos]]></category>
		<category><![CDATA[Aynalı Kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Çatalhöyük]]></category>
		<category><![CDATA[Çavuşin]]></category>
		<category><![CDATA[Derinkuyu]]></category>
		<category><![CDATA[El Nazar Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Erciyes]]></category>
		<category><![CDATA[Göreme]]></category>
		<category><![CDATA[Güllüdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Güllüdere Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercinlik Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasandağı]]></category>
		<category><![CDATA[Ihlara Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kapadokya]]></category>
		<category><![CDATA[Katpatuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kaymaklı]]></category>
		<category><![CDATA[Mazı Yeraltı Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Ortahisar Kaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Özkonak]]></category>
		<category><![CDATA[Özkonak Yeraltı Şehirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Paşabağ- Zelve]]></category>
		<category><![CDATA[Selime Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Uçhisar]]></category>
		<category><![CDATA[Ürgüp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tavsiyeuzerine.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[


 KapadokyaKapadokya, (Pers dilinde Katpatuk; “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler&#8217;in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tavsiyeuzerine.com/wp-content/uploads/2009/05/kapadokya.jpg"><img class="size-medium wp-image-40 alignright" title="Kapadokya" src="http://tavsiyeuzerine.com/wp-content/uploads/2009/05/kapadokya-300x197.jpg" alt="Kapadokya" width="270" height="177" /></a>KapadokyaKapadokya, (Pers dilinde Katpatuk; “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.</p>
<p>İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler&#8217;in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.<span id="more-34"></span></p>
<p>Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları&#8217;nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya&#8217;nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu&#8217;nun da önemli kavşaklarından biridir.</p>
<p>M.Ö. XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar M.Ö. VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde &#8220;Güzel Atlar Ülkesi&#8221; anlamına geliyor. M.Ö. 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya&#8217;da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. M.Ö. III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. M.Ö. I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. M.S. 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma&#8217;nın bir eyaleti olur.</p>
<p>MS III. yy&#8217;da Kapadokya&#8217;ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303-308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.</p>
<p>IV. yy, daha sonra &#8220;Kapadokya&#8217;nın Babaları&#8221; olarak adlandırılan insanların, dönemi olur. Fakat bölgenin önemi, III. Leon&#8217;un ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaşır. Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başlar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler. Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.</p>
<p>Yine bu dönemlerde, Anadolu&#8217;nun Ermenistan&#8217;dan Kapadokya&#8217;ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olur. XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer. Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya&#8217;yı terkettiler.</p>
<p><strong>Jeolojik oluşumu</strong></p>
<p>60 milyon yıl önce 3. Jeolojik devirde Toroslar yükseldi. Kuzeydeki Anadolu Platosu&#8217;nun sıkışmasıyla yanardağlar faaliyete geçti. Erciyes, Hasandağı ve ikisinin arasında kalan Göllüdağ, bölgeye lavlar püskürttü. Platoda biriken küller yumuşak bir tüf tabakası oluşturdu. Tüf tabakasının üzeri yer yer sert bazalttan oluşan ince bir lav tabakasıyla örtüldü. Bazalt çatlayıp parçalara ayrıldı. Yağmurlar çatlaklardan sızıp yumuşak tüfü aşındırmaya başladı. Isınan ve soğuyan hava ile rüzgârlar da oluşuma katıldı. Böylece sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluştu. Bu değişik ve ilginç biçimli kayalara halk bir ad yakıştırdı: &#8220;Peri bacası&#8221;.</p>
<p>Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakları ise erozyonla vadilere dönüştü. İlginç şekilli oluştu. Daha sonraları insan eli, emeği ve duygusu işe koyuldu. Dokuz-on bin yıl öncesine ait yerleşimlerden ilk Hıristiyanların kayalara oydukları kiliselere, büyük ve güvenli yer altı kentlerine kadar uzun bir dönemde büyük bir uygarlık yaratıldı.</p>
<p>Bölge günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahiptir. Avanos, Ürgüp, Göreme, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar Kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ- Zelve belli başlı görülmesi gereken yerlerdir.Kayalara oyulmuş geleneksel Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgünlüğünü dile getirirler. Bu evler ondokuzuncu yüzyılda yamaçlara ya kayaların ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir. Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir. Bölge şarapçılık ve üzüm yetiştiriciliği ile de ünlüdür. Kapadokya&#8217;yı eskiden ev olarak kullanıyorlardı.Bu yüzden şimdi kalıntılar çıkartılıyor. Bunlar tarihi eser olarak koruma altına alınıyor. (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kapadokya)</p>
<p><strong>KAPADOKYA&#8217;DA TURİZM</strong></p>
<p>Kapadokya, Türkiye&#8217;nin en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Özellikle tarih, kültür ve inanç turizmi değerleri açısından dünyada tek örnektir. Peribacalarının buna eklenmesiyle Kapadokya dünya turizminin gözde merkezlerinden biri olmuştur. Bu yapı dikkate alınarak, bölgenin tarihi, kültürel yapısının biraz a yrıntılı incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Dolayısıyla bu bölümde önce bölgenin tarih içinde geçirdiği evrelere göre kültürel yapıda ortaya çıkan değişmeler ve kültür değerleri incelenmiştir. Ardından, bölgenin turizm imkanları, bu imkanların ne derecede kullanıldığı ortaya konulmuştur.</p>
<p><strong>İlk Çağ Medeniyetlerinin Kapadokya&#8217;da Bıraktığı İzler</strong></p>
<p>Nehir kenarlarına yakın vadiler, ilk çağlardan beri insanların yaşamı için gerekli koşulları sağlamıştır. Su yataklarının varlığı, jeolojik yapının barınma ve korunmaya elverişli olması Kapadokya&#8217;yı ilk çağlarda da çekici kılmıştır. Özellikle doğanın insanoğlunun keşfedemediği sırlarla dolu olduğu ilk çağ medeniyetlerinde, din yaşamın neredeyse tümünü kapsamaktadır.</p>
<p>Yerleşik hayata geçişten itibaren Kapadokya&#8217;da karşımıza çıkan ilk büyük medeniyet, Hititlere aittir. Hititler, bu yerli toplumlardan ve kendilerinden önceki ilk Anadolu medeniyeti olan Sümer inançlarından büyük ölçüde etkilenmiştir. Yapılan kazılarda Hitit uygarlığında dinsel alet ve vesikalar çokluğu, dinin bu uygarlığın yaşamında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Toplumsal hayatta, kral aynı zamanda baş rahiptir. Çok tanrılı inançlara özgü doğada bilinemeyene karşı tapınma, Hitit tanrılarının isimlerinden de anlaşılmaktadır. Hititlerin en önemli tanrısı Kupapa adı verilen bolluk ve bereket tanrısıdır. Tanrılarının karı, koca ve çocukları vardır. Hititler, dönemin Mısır uygarlığı ile yakın bir ilişki içinde olmalarına rağmen Mısır tanrılarını benimsememişlerdir.</p>
<p>Hititlerde yönetim, biri baş kral, diğerleri bölge kralları olmak üzere konfederasyona benzer bir sisteme dayanmaktadır. Bölge krallıklarından biri olan ve Hititlerin yıkılışından sonra Kapadokya&#8217;da bir süre devam eden Hitit-Tabal krallığı at yetiştiriciliği ile şöhret kazanmıştır. Taballar, bölgede at yetiştiriciliği ile ciddi biçimde ilgilenen ilk topluluktur. At yetiştiriciliği için çağırılan uzmanların bu konuda yazılı belgeleri mevcuttur. Kapadokya adı da, &#8220;güzel atlar ülkesi&#8221; anlamına gelen Katpatuta&#8217;dan gelmektedir.</p>
<p>Hitit medeniyetinde gerek bireysel gerekse kurumlar arası ilişkiler mukavelelerle bağlanmıştır. Evlilik de mukaveleyle kurulmaktadır. Kardeşlerle ve baba tarafından yakın akrabalarla evlilik, ölümle cezalandırılan bir suçtur. Saltanat geleneği bulunmaktadır ancak, tahta çıkmak için en büyük erkek evlat olma şartı aranmamıştır.<br />
Hititlerden sonra bölgede hakim olan Frigler, ziraat ve sanatla meşgul barışçı bir topluluktur. Dinde ve sanatta önce Hititlerin sonra Yunanlı medeniyetlerin etkisi altında kalmışlardır. En büyük tanrıçaları Kibele&#8217;dir. Tanrılarından biri de merasimler eşliğinde tapılan şarap tanrısı Dionyos&#8217;tur.</p>
<p>Frig inancının bir başka özelliği mezarlarının tümülüs adı verilen küçük tepecikler şeklinde olup, mezarın başına hediyeler konmasıdır ki, bu ölümden sonra da hayatın devam ettiğine inandıklarını gösterir. Homeros tarihinde, Frigler&#8217;in hayvan sürülerinin çokluğundan, atlarının çeviklik ve süratinden, bağlarının veriminden övgüyle söz edilir.</p>
<p>Kapadokya&#8217;ya bir süre egemen olan Lidyalılar, sahil kesimlerinde Yunan tanrılarından etkilenmiş olmalarına rağmen, Kapadokya bölgesinde yerli dini kültürün etkisi altında kalmışlardır.</p>
<p>Medler ve Persler&#8217;le birlikte, Kapadokya&#8217;da ateş kültünü merkez alan bir inanç sistemi egemen olmaya başlamıştır. Medler&#8217;in Mecusilik inancına, Persler&#8217;in de Zerdüştlük inancına bağlı olduğu söylenir. Aya, güneşe ve yıldızlara tapınışlardır. Ateş kültüne dayanan bu inanç sistemleri iyi-kötü düalizmi üzerine kuruludur. Ateşin simgeleri olan ay, güneş, yıldızlar iyiliğin kaynağı olduğu için kutsaldır.</p>
<p>Pers kültüründe tanrı heykeli, tapınak, sunak gibi şeyler yoktur. Güneşe, aya, toprağa, ateşe, suya ve rüzgara adadıkları kurbanları dağ başlarında keserler. Zeus dedikleri tanrısal gök kubbedir. Kapadokya, bu bakımdan Persler için ideal bir mekandır. Özellikle Erciyes Dağı, Pers inançları için ideal bir manzara oluşturmuştur. Persler&#8217;in dininde tapınak denebilecek yapılar olmamakla birlikte, kutsal alanlar vardır. Kutsal alanlar, çok sayıda ateşgede tekkelerine bağlı bulunmaktadır.83 Ateşgedeler, kutsal alan dahilinde yüksek bir yerde, içinde sürekli ateş yanan, kül ile kaplı bir taş kovuktan oluşmaktadır. Ateşgedelerde yanan ateş, her gün Atarvan denilen din adamları tarafından içki veya hayvanlardan müteşekkil kurbanlar sunularak, dua edilerek tazelenir. Kurban takdiminde tahtadan bir balyoz (billot) kullanılmaktadır. Demir kullanımı şiddetle yasaklanmıştır. Persler&#8217;in kutsal alanlarından en önemlisi Zela (Zile)dır. Ateşe tapma inancı Kapadokya&#8217;da yaşayan farklı kültürler tarafından da zamanla kabul görmüş, M.Ö.V. yüzyılda Kapadokya&#8217;da mug ayinleri çok yayılmıştır.</p>
<p>Bölgede Persler&#8217;in din dışındaki etkileri isimlerde kendini gösterir. Satraplıklara Pers adları verilmiştir.<br />
Burada, geleneklerin, dinin, dilin şehirlerde yeniliklere açık olduğunu, ancak aynı etkinin köylerde görülmediğini belirtmek gereklidir. Yukarıda anlatılan farklı medeniyetler, farklı kültürlerin etkisi -ki bunlar Yunan ve İran orijinli kültürlerdir- şehirlerle sınırlı kalmış, köylerde büyük değişiklikler yaşanmamıştır. Köylerin Roma ve Bizans zamanında bile eski dillerini konuştukları bilinmektedir. Köy ve şehir kültüründeki farklılık, Selçuklular zamanında da görülmektedir. Bu devirde de köylerde ve şehirde yaşayan halk Türk olduğu halde resmi devlet dili Farsça&#8217;dır. Türk Selçuklu sultanları Keyhusrev, Keykavus, Keykubat gibi Farsça isimler ve Rükneddin, Alaaddin gibi Arapça unvanlar almışlardır. Halbuki, bu zamanlarda da Anadolu köylerinde Türk dili konuşulmakta, Türk kültürü hakimiyetini korumaktadır.</p>
<p>Kapadokya&#8217;nın jeolojik özellikleri, tarih öncesi dönem uygarlıkları için çekicidir. Temel ihtiyaç maddesi olan su yataklarına sahip olmasının yanı sıra, Kapadokya herhangi bir alete ihtiyaç duymadan şekillendirilebilecek kayalıkları ile bölgede yaşayan insanların barınma ve korunma ihtiyaçlarını karşılamıştır. İlk Çağ medeniyetlerinden kalan izler arasında arkeolojik kazılar sonucu değerli eserlerin bulunduğu höyüklerin önemli bir yeri vardır. Dünyada bir benzerine rastlanmayan yeraltı şehirlerinin hangi dönemde yapıldığı bilinmemekte, ancak Hıristiyanlığın yayılışından daha önceki dönemlere ait oldukları anlaşılmaktadır. Bazı yeraltı şehirlerinde Hitit ve Frig uygarlıklarına ait kutsal simgelere rastlanmıştır. Bu nedenle, çalışmada yeraltı şehirleri, İlk Çağ medeniyetlerinden bu güne kalmış eserler olarak ele alınmaktadır. Kapadokya&#8217;da ilk medeniyetlere ait diğer önemli izler tümülüsler, yazıtlar ve Kapadokya Tabletleri&#8217;dir.</p>
<p><strong>Höyükler</strong></p>
<p>Alacahöyük:<br />
Alacahöyük kazıları (1935-45) Anadolu&#8217;nun Bakır Çağı&#8217;nda ne kadar büyük bir sanat ve tekniğe ulaştığını gösterir. Burada gün ışığına çıkarılan eserlerin incelikle işlenmiş olması bunların iptidai değil, gelişmiş bir medeniyetin ürünü olduklarını göstermektedir. M.Ö. 2400&#8242;lere ait üzeri işlenmiş ve boyanmış Kapadokya keramikleri burada ortaya çıkarılmıştır. Günaltay, Kapadokya keramiğinin yolculuğundan hareketle bölgenin ilk halkı olan Hatti, Luvi ve Naşşilerin tek bir kökenden gelmiş olduklarını ileri sürer.</p>
<p>Suluca Karahöyük:<br />
Hacıbektaş ilçesindeki Suluca Karahöyük&#8217;te 1967 yılında başlatılan arkeolojik kazılar sonucu, Helenistik, Roma, Frig, Hitit ve Bronz çağlarına ait katmanlar tespit edilmiştir. Burada bulunan eserler arasında keramikler çoğunluktadır. Çıkarılan çok sayıda eser, Nevşehir Arkeoloji ve Etnografya Müzesi&#8217;nde sergilenmektedir.</p>
<p>Acemhöyük:<br />
Kapadokya ile sınır komşusu olan Aksaray&#8217;ın 18 km. kuzey batısındaki Acemhöyük kazılarında M.Ö. VII. yüzyıl sonu ile M.S. IV. yüzyıl arasında farklı medeniyetlere ait çok sayıda yerleşim katı ortaya çıkarılmıştır. Acemhöyük kazılarında ulaşılan izlerden bazıları şunlardır: Bizans Dönemi&#8217;ne ait yapılar, Helen-Roma Dönemi&#8217;ne ait bir yerleşim birimi ve kültür katı; M.Ö. 500-600 arasına tarihlenen geometrik motifli parlak seramiklerin bulunduğu katlar, Hitit ve Bronz çağına ait sur kalıntıları.</p>
<p>Topaktı Höyük:<br />
Avanos ilçesinin sınırları içindeki Topaklıhöyük&#8217;te İlk Bronz Çağ&#8217;dan Bizans Dönemi&#8217;ne uzanan 24 mimari kat ortaya çıkarılmıştır.</p>
<p>Çatalhöyük:<br />
Dünyanın en eski peyzaj resmi burada bulunmuştur. Bu, Kapadokya&#8217;ya hayat veren dağlardan birinin, Hasan Dağı&#8217;nın patlayışını tasvir eden bir fresktir. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi&#8217;nde bulunan resmin M.Ö. 5700&#8242;lere ait olduğu saptanmıştır.87 Hasan Dağı&#8217;nın o dönemde hala aktif bir volkan olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Ayrıca, arkeolojik çalışmalar sonucunda Ürgüp ilçesinin sınırları içindeki Damsa Çayı yakınındaki Avla Tepesi&#8217;nde paleolitik ve neolitik döneme ait eserler bulunmuştur. Ürgüp civarında daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Roma Dönemi&#8217;ne ait kaya mezarlardır.</p>
<p>Ankara İngiliz Arkeolojisi Enstitüsü&#8217;nün 1964-1966 yılları arasında yaptığı pre-historik araştırmalar sonucu, Kapadokya yöresinde Neolitik Dönem&#8217;den başlayan bir çok yerleşme saptanmıştır. İğdeli Çeşme, Acıgöl, Tatların bölgelerindeki yerleşimler bunlardan bazılarıdır. Nevşehir Müze Müdürlüğü&#8217;nün Kurugöl&#8217;de yapmış olduğu kazılar sonucunda İ.Ö. II. yüzyıla ait taştan lahitler ve ölü küpleri içerisinde Arkaik döneme ait aksesuarlara ulaşılmıştır.</p>
<p><strong>Yeraltı Şehirleri</strong></p>
<p>Dünyada başka bir örneği bulunmayan yeraltı şehirleri, mükemmel bir tekniğin ürünüdür. Havalandırma sistemleri, hava dolaşımı tünelleriyle, emniyet ve güvenlik sistemleriyle, giriş ve çıkışlarda ilginç teknikleriyle, zemindeki kuyularıyla ve çöp toplama mekanizmalarıyla bugün bile ziyaretçileri şaşırtmaktadır.</p>
<p>Kayadan oyulmuş mekanlar, özellikle yeraltı şehirleri Kapadokya&#8217;nın en önemli kültürel zenginliğidir. Bu yerleşimler, ilk çağlarda depremi ve yangını bol olan; kışı soğuk, yazı sıcak geçen; ağaçsız, ormansız bir coğrafyada insanın doğanın imkan ve sınırlılıklarını değerlendirişinin en iyi örneğidir.</p>
<p>Yeraltı şehirlerinin ilk defa ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Bazı araştırmalar, yeraltı şehirlerinin kullanım bakımından, özellikle ilk katlarda mekana giriş çıkışların neolitik devrin ev tipine benzer biçimde damdan sağlandığına dikkati çekmektedir. Ayrıca, Derinkuyu yeraltı şehrinde Hititler&#8217;e ait kartal heykeline, Mazı yeraltı şehrinin girişinde Frigler&#8217;e ait kare mekanlı bir tapmak ve Kibele&#8217;nin kutsal işaretlerine rastlanmıştır. Buradan hareketle yeraltı şehirlerinin bölgenin en eski yerleşimlerinden olduğu söylenebilir. Diğer taraftan yer altı şehirlerinin tehlike anında sığınma amacıyla mı kullanıldığı, sürekli yaşanan mekanlar mı olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bölgede yaşayan her uygarlık tarafından kullanılmış olması, yeni mekanlar eklenerek genişletilmesi gibi nedenlerle bu şehirleri tarihlendirmek imkansızdır. Genellikle ilk kat yerleşimlerin, en eski yerleşimler olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Derinkuyu Yeraltı Şehri:<br />
Yaklaşık 100.000 kişilik bir topluluğun barınma, yeme, içme, ibadet, savunma ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Şarap üretimi yapılabilen, içinde su kuyusu ve ahırlar bulunan yeraltı şehrinin 18-20 kat olduğu bilinmektedir. Bu katlardan sadece sekizi temizlenerek ziyarete açılmıştır. Yaklaşık 52 havalandırma bacasına sahip bu yeraltı şehrinin duvarlarında tarihlendirmeye yardım edecek herhangi bir işaret yoktur.</p>
<p>Kaymaklı Yeraltı Şehri:<br />
Nevşehir&#8217;in 20 km. güneyinde Kaymaklı kasabasındadır. Sekiz katlı şehrin ilk katı Hititler tarafından yapılmış, diğer katları ise Arap-Pers saldırıları sırasında Romalılar ve Bizanslılar tarafından genişletilmiştir. İki km.den fazla bir alana yayılan bu yeraltı şehrinin 4 katı temizlenmiş ve aydınlatılmış durumdadır. Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi, oyulan tüflerden saldırı anında kapıları içeriden kapatabilecek sürgü taşları imal edilmiştir.</p>
<p>Mazı Yeraltı Şehri:<br />
Kaymaklı yeraltı şehrine 10 km. uzaklıkta, Mazı Köyü&#8217;nde bulunmaktadır. Mazı yeraltı şehri, derin bir vadide yer alan köyün batı sırtına kurulmuştur. Değişik yerlerinden dört giriş tespit edilmiştir. Asıl giriş düzensiz taşlardan örülmüş koridorla sağlanmaktadır. Yeraltı şehrinin girişinde yer alan mekan ahırdır. Geniş alana yayılan ahırlar, diğerlerinden farksız olmakla birlikte, ahırlardan birinin içinde hayvanların su içmesi için oyulmuş olan yalak, Mazı yeraltı şehrini diğerlerinden ayıran bir özelliktir. Şehrin genel özelliği alt kat mekan bağlantılarının kısa pasajlarla, üst kat mekan bağlantılarının ise uzun dar pasajlarla sağlanmasıdır. Bu pasajların çoğu kapandığı için yeraltı şehrinin ne kadar geniş bir alana yayıldığı bilinmemektedir.</p>
<p>Özkonak Yeraltı Şehri:<br />
Özkonak Kasabası&#8217;nda bulunan yeraltı şehri apartman düzenindedir. Mekanlar tünellerle birbirine bağlanmıştır. Bugün mekanların tümü temizlenmiş durumda değildir. Dışarıda şekillendirilerek içeri taşınmış olan sürgü taşlarındaki savunma sistemi gelişmiş bir düşüncenin ürünüdür.</p>
<p>Tatlarin Yeraltı Şehri:<br />
Acıgöl ilçesine 10 km. uzaklıkta, Kale olarak adlandırılan yamaçta yer almaktadır. Bugün sadece iki katı ziyarete açık olan yeraltı şehrinde odaların ve dolapların ebatlarının oldukça büyük oluşu, çok sayıda kilisenin varlığı buranın bir askeri garnizon ya da manastır kompleksi olduğunu düşündürmektedir.</p>
<p>Özlüce (Zile) Yeraltı Şehri:<br />
Kaymaklı Kasabası&#8217;nın 6 km. batısında eski adı Zile olan Özlüce Köyü&#8217;ndedir. Jeolojik yapısı ve mimarisiyle diğer yeraltı şehirlerinden farklıdır. Değişik renkte tüflerden yapılmıştır. Kat sistemine göre yapılmamış, geniş bir alana yayılmıştır. Yer altı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekanlar, asıl yeraltı şehrinin oluşturan kaya oyma mekanlara göre daha yenidir.</p>
<p>Acıgöl Yeraltı Şehri:<br />
Özlüce ve Mazı yeraltı şehirleri ile benzerlik gösterir. Henüz tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinde büyük salonlar birbirine tünellerle bağlanmıştır. Üç girişi bulunan yerleşimin orijinal olmayan üçüncü girişinin her iki tarafına kapı yüksekliğinde taşlar konulmuş, yatay tek taşla da kapı desteklenmiştir.</p>
<p>Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri:<br />
Gülşehir ilçe sınırları içinde, Gökçetoprak Köyü yakınındadır. Diğer yeraltı şehirlerinden farklı bir jeolojik karaktere sahiptir. En altta kahverengi çamur taşı, üzerinde tüf en üst katta da andezit kaya blokları bulunmaktadır. Halen tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinin iki katı tespit edilebilmiştir. Düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirine dar, uzun koridorlarla bağlanmıştır. Yeraltı şehrinin içinde 25 metre derinlikteki su kuyusunda halen su bulunmaktadır.</p>
<p><strong>İlk Çağ Medeniyetlerine Ait Diğer Eserler</strong></p>
<p>İlkçağ medeniyetlerine ait diğer eserler arasında Acıgöl-Topada Yazıtı, Civelek Mağarası, Çeç Tümülüsü, Kapadokya Tabletleri ve kaya mezarları sayılabilir.</p>
<p>Civelek Mağarası:<br />
Gülşehir&#8217;in 4 km. doğusunda yer alan mağara bölgenin en eski yerleşimidir. Gürlek Tepe olarak adlandırılan bir tepenin üzerinde bulunan mağara kalkerli bir yapıya sahiptir. Mağaraya 14 metre uzunluğunda aşağıya doğru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir. Mağarada Kalkolitik döneme ait (İ.Ö. 5000-3000) çeşitli objeler bulunmuştur.</p>
<p>Çeç Tümülüsü:<br />
Ürgüp-Avanos ve Özkonak arasında oldukça fazla sayıda bulunan tümülüsler arasında en ünlü ve de hikayesi en belirsiz olanı Çeç tümülüsüdür. Ne zaman, kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Yöredeki yaygın efsaneye göre bir kralın mezarıdır. AncaK bilimsel çalışmalar buranın bir kral mezarı olabileceği gibi, kutsal bir mekan da olabileceğini göstermektedir. Tümülüsleriyle ünlü olan Lidya ve Frigya medeniyetlerine ait olmadıkları anlaşılmaktadır.</p>
<p>Kaya Mezarları:<br />
İlk çağ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre değişen farklı stillerdedir. Mazı Köyü&#8217;ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın başlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme&#8217;de Kapadokya Krallığı&#8217;na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp&#8217;ün doğusundaki Ağzıgüzel&#8217;dir. Roma Dönemi&#8217;ne ait normal vatandaşların mezarlarına her yerde rastlanabilir.<br />
Acıgöl-Topada Yazıtı:<br />
Acıgöl yakınlarında 1934 yılında ortaya çıkarılmış bir kaya yazıtıdır. Yazıt, Hitit hiyerografısi ile yazılmış olmakla birlikte, yazım karakterinin daha eskiyi işaret ettiği düşünülmektedir. Yazıtta bölgenin siyasi durumu ve liderin icraatları anlatılmaktadır.</p>
<p>Kapadokya Tabletleri:<br />
Kapadokya Bölgesi&#8217;ne Hititler döneminde Asur ticaret kolonileri gelmeye başlamıştır. Asur medeniyetinin bıraktığı &#8220;Kapadokya Tabletleri&#8221; diye adlandırılan çivi yazılı tabletler Anadolu&#8217;nun ilk yazılı belgeleridir. Dönemin toplumsal ve siyasal yaşamına ışık tutan bu tabletler aslında ticari ve ekonomik sözleşmelerdir. Kapadokya Tabletlerinin çoğu dönemin diplomatik dili olan Akad dilinde, bir kısmı da yerel lehçelerle yazılmıştır.</p>
<p><strong>Hıristiyan Medeniyetlerin Kapadokya&#8217;da Bıraktıkları İzler</strong></p>
<p>Kapadokya ilkçağ medeniyetlerinden sonra Roma ve Bizans gibi Hıristiyan medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır. Bu kısımda Roma ve Bizans Uygarlıklarının Kapadokya Bölgesi&#8217;nde bıraktığı izler incelenecektir. Bu bağlamda, önce bu medeniyetlerin kültürel yaşamı işlenecek, sonra bu dönemden kalma kilise, manastır gibi kent kalıntıları incelenecektir.</p>
<p>Persler&#8217; den sonra Kapadokya&#8217;da uzun bir süre yaşayan Romalılar, Hıristiyanlığı kabul etmeden önce çok tanrılı bir inanca sahiptirler. Hıristiyanlıktan önce, Romalılar&#8217;ın hemen her iş için bir tanrısı vardır ve bu tanrılar günlük yaşamda olduğu kadar devlet yönetimi üzerinde de son derece etkilidir. Kibele, Roma döneminin de önemli tanrıçasıdır. Roma inancında güneş kültü hakimdir. Roma dinine kendi tanrıları dışında birçok yabancı tanrı inanışı da girmiş, bunların bir kısmı Roma tanrılarıyla birleştirilmiş bir kısmına da bağımsız olarak tapınılmıştır.</p>
<p>Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluğu&#8217;nun zulmünden Anadolu&#8217;ya kaçan Hıristiyanlar için eşsiz bir sığınma merkezi olmuş, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus&#8217;un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiştir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaşamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneş kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir&#8217;in yazdıklarına göre M.S. 370&#8242;lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus&#8217;a yönelik ibadet şekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuştur.<br />
M.S. III. yüzyılda Kapadokya Bölgesi ile Ege kıyıları arasında (İzmir, Efes) ticaret gelişmiş, ekonomik işbirliği kurulmuştur. Kapadokya&#8217;ya Antik Çağ&#8217;da şehirleşme ve ticaret olgularını getiren etmen, kolayca işlenebilir toprakların azlığı ve böylece, tarımın ana zenginlik kaynağı olamayışıdır. İlk dönemlerde, ticaret daima toprağı bulunmayanların son umudu olmuştur. Bunun gerisindeyse, üretici, tüketici ve asıl geçiş yollarının muhafazacısı olarak bu sisteme katılan, ama ticaretle tamamen bütünleşmeyen kabile yapısı üstüne kurulu, az çok özerk kırsal topluluklar bulunmaktadır.</p>
<p>Kapadokya&#8217;nın coğrafi yapısı insanlarda mistik düşüncenin oluşmasında çok önemli bir etken olmuştur. İlk bakışta insana olumsuz bir görüntü vermesine karşılık herhangi bir tehlike karşısında sığınmak, mallan ve insanları kurtarmak gerektiğinde, yeryüzünü terk edip kolaylıkla yeraltlarına saklanabilmek imkanı sunduğu için, insanların bölgeye tutkuyla sarıldıklarını görüyoruz. Belki bu aşamada Anadolu&#8217;nun Hıristiyanlaşmasında Kapadokya&#8217;nın oynadığı rol çok önemlidir.</p>
<p>Özellikle Roma-Bizans döneminde tarımsal üretim ilişkilerinin şartları değişerek daha da ağırlaşmış, feodal üretim ilişkileri köylüyü toprağa bağımlı bir köle durumuna getirmiştir. Yönetim, toprağı terk eden köylüler için ağır cezalar uyguladıkça, toprağını bırakıp kaçanların sayısı artmıştır. Bu tablonun yarattığı maddi ve manevi bunalım ortamında Kapadokya Hıristiyan rahiplerin başka bir dünya özlemlerine cevap vermiş, buranın özel doğası dünyada kayıp bir ülke görünümüyle ilk Hıristiyanların aradığı ütopik dünyanın temsilcisi olmuştur.</p>
<p>Bölgeye yerleşen Hıristiyan topluluklar ilk aşamada çok tanrılı Roma inançlarının gazabına uğramamak için gizli vadilere sığınmaya başlamışlardır. Tarih boyunca düşmandan kaçan veya dünyaya küsen insanların barınakları olarak kullanılan tüf kayalar, saklanmak ve gözden uzak olmak için ideal yerlerdir. Bölgedeki volkanik arazinin geniş ölçüde tarıma elverişli olmaması nedeniyle halk tarafından yerleşme yeri olarak rağbet görmemesi ve dolayısıyla önemli yerleşme yerlerinden uzak olması, bölgenin saklanmaya müsait yaşama yeri olarak önem kazanmasına ve gayesi dünya kötülüklerinden uzak durmak ve vaktini ibadetle geçirmek olan Hıristiyanların yerleşmelerine sebep olmuştur. Avanos&#8217;ta yüksek Çavuşin Tepesi, Soğanlı Vadisi ve Belisırma Vadisi&#8217;ndeki bazı kilise ve manastırların çok eski oluşu bunu göstermektedir. Konstantin&#8217;in Hıristiyanlığı kabulünden sonra Kapadokya geniş ölçüde Hıristiyanlaşmıştır.</p>
<p>Bu dönemde din adamları ibadet, okuma, gibi dini pratiklerin yanı sıra el sanatları, hattâ tarımla ilgilenmişlerdir. Çünkü, rahipler kendi yiyeceklerini sağlamak durumunda olduğu gibi himayelerine sığınan zavallı ve fakir insanları da beslemek durumundadırlar. Kapadokya&#8217;da ilk tarım alanlarının din adamları tarafından geliştirildiği söylenir.</p>
<p>Manastır hayatının güçlenmesinde yaşanan sefaletin, savaşların ve mülkiyet ilişkilerinin büyük etkisi olmuştur. III. yüzyılda Kuzey Afrika&#8217;da yayılan manastır hayatının zamanla Kapadokya&#8217;da da geliştiği görülmektedir. Özel mülkiyeti tanımamak, çalışma zorunluluğu, yemekleri birlikte yemek, çile çekmek manastır hayatının ortak ilkeleridir.</p>
<p>Aziz Basil Kapadokya&#8217;daki manastır hayatının mimarıdır. Ancak buradaki manastır hayatı ile Kuzey Afrika&#8217;daki manastır hayatı arasındaki tek benzerlik her ikisinin de ortaklık esasına dayanmasıdır. Bunun dışında bir benzerlik bulmak zordur, çünkü, Kapadokya&#8217;da manastır hayatı tam bir tecrit edilmişliğe dayanmamış; fakirlere, hastalara yardım eden, günlük yaşama destek olan ancak mülkiyeti reddeden bir anlayış benimsenmiştir.</p>
<p>Siyasal, kültürel ve dini yaşam birbirinden bağımsız olamaz. Siyasal süreçler tarih boyunca bir çok kez dini ve kültürel yaşamın yönünü tayin etmiştir. Bu kural Roma Dönemi&#8217;nde olduğu gibi, Bizans Dönemi&#8217;nde de geçerlidir. VI. ve VII. yüzyıllardan itibaren Kapadokya&#8217;da ilk resimli kiliseler inşa edilmeye başlanmış olmakla birlikte, tasvir sanatlarının kullanılıp kullanılmaması, Bizans yönetiminde uzun zaman tartışma konusu olmuştur. Hıristiyan dünyada antikitenin tanrı tasavvurunun cisimleştirilmesi fikri ile, Doğu&#8217;nun soyut tanrı tasavvuru daima çatışan iki anlayıştır. Halk tapınacağı tanrı olgusunda sürekli somut bir biçim arayışına girmiş, yönetim bu arayışı yasaklama yoluna gitmiştir. İmparator III. Leo&#8217;nun 725 yılında tasvirlere tapınmayı yasaklamasıyla başlayan ve ikonoklast-ikonodul (ikon kırıcılık) dönemin izleri Kapadokya kiliselerinden izlenebilmektedir. 842 yılında İmparatoriçe Teodora ikon yasağına son verdiğinde Kapadokya&#8217;da dinsel hayat tekrar eski canlılığına kavuşmuştur.</p>
<p>Bu nedenle bilhassa ikonodul dönemde yapılan süslemeler konusunda sıhhatli bir fikir birliğine varılamamaktadır. Ama, yapıların iç mimarisi Kapadokyalılar&#8217;ın Bizans Dönemi&#8217;nde kullanılan tüm mimari planları bildiklerini (üstelik burada yapılar kayalara oyuluyordu) gösterir. Ayrıca, Mezopotamya, Suriye gibi komşu bölgelerde kullanılan kubbeler, direkler, kemerler vb. mimari unsurların örneklerine de rastlanmaktadır. Soğanlı Kilise&#8217;de olduğu gibi, kaya kütlesinin içi oyulduktan sonra, dışının da kubbeli kilise biçiminde işlendiği örnekler vardır.</p>
<p>Süslemelere gelince; ilk dönem resimlerde (VI.- VII. yüzyıllar), İsa&#8217;nın ya da azizlerin yaşamından alınan sahneler, ilkel resmin klasik motifleriyle (cennet ağaçlan, bağlar, haça asılmış balıklar) birleştirilmiştir. Bu resimlerin, inanç derinliği ve zayıflığına veya dinsel ve sanatsal bilginin derinliği ve zayıflığına paralel olarak geliştiğini göz önünde bulundurmak gereklidir. İlkel arkaik desenlere genelde dinî bilgilerin tam ve detaylı yoğrulup özümlenmediği en eski kiliselerde rastlanması bunun göstergesidir.</p>
<p>Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aşağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aşiretlerinin akın ettiği ve Selçuklular&#8217;in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya&#8217;da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereği kilise-devlet çatışması yaşanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inşa ve süsleme işlemi engellenmemiştir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. Örneğin Ihlara Vadisi&#8217;nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi&#8217;ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos&#8217;un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95&#8242;e tarihlenen bu kitabe hoşgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.<br />
İlk Hıristiyanlar için yoksulluk onur duyulan, zenginlik ise ayıp görülen bir şeydir. Ancak Hıristiyan nüfusun çoğalmasıyla görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. VI. yüzyıldan sonra bu ilk düşünüş ve yaşama biçiminden uzaklaşılmış, kardeşlik düşüncesi zamanla terk edilmiştir. Ortaklık ve kardeşlik kavramlarına ısrarla bağlı kalan ve bu uğurda büyük fedakarlıkta bulunan keşişlerin sayısı azalmıştır. Manastır rahiplerinin bağış toplamalarıyla, manastırların geniş toprak ve mülklerle donatılması sonucu din adamlarının giderek özel güçleri ve imtiyazları olan kutsal bir kast durumuna gelmeleri buna mukabil Roma Devleti&#8217;nin dini, ekonomik ve politik kurumlarına uydurmaya yönelik çabaları da Hıristiyanlığın ilk yıllardaki gücünü ve anlamını yitirmesine yol açmıştır.</p>
<p>Kilisenin geniş bir ekonomik-politik güç haline gelmesi X. yüzyılda İmparator Nikephoros Focas zamanında bile hükümet ile kilisenin arasının açılmasına yol açmış ve hükümetler kanunlar çıkararak kiliselerin mülkiyetini kısıtlama yoluna gitmişlerdir. Hükümetin buyruğuna (novella) göre, manastırlara, konuk evlerine ve imarethanelere bağışta bulunacakların eskiden kurulmuş olanlara yardım edecekler, fakat bu yardımlar toprak yada çiftlik bağışlamak yahut (yeni) bina yapmak biçiminde olmayacaktır. Yeni manastırlar ya da konuk evleri, imaretler yapılması; manastırlara, imarethanelere ya da piskoposluklara toprak, çiftlik tahsis edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen kilisenin önemli bir ekonomik güce ulaşması Bizans halkındaki feodal-yoksul köylü ikilemini daha da keskinleştirerek ileride patlayacak olan iç kavgalara yol açmış ve sonuçta manastır, bir başka deyişle örgütlü Ortodoksluk, Bizans dini ve toplumsal hayatı üzerinde belirleyici olmuştur. Bu bakımdan Bizans kültürü Helen ve Roma kültürünün bir sentezi olarak görülebilir.</p>
<p><strong>Göreme Açık Hava Müzesi&#8217;nde Bulunan Kilise ve Manastırlar</strong></p>
<p>Kapadokya&#8217;da Hıristiyanlık tarihine ışık tutan en önemli eserler, kayalara oyulmuş kiliselerdir. Bölgede iki yüz elliden fazla kilise bulunmakta, her vadide kilise ve manastırlara rastlanmaktadır. Bu kısımda Kapadokya kiliselerinin önemli sayılanları bazı özellikleriyle ele alınacaktır.</p>
<p>Kiliselerin en kalabalık olarak bulunduğu alan, III. ve XIII. yüzyıllar arasında manastır hayatının yoğun bir şekilde yaşandığı, dini merkez durumundaki Göreme&#8217;dir. Göreme Vadisi&#8217;nde en güzel örnekleri görülen kilise ve şapellerin mimarisinde ve dekorasyonunda Mezopotamya, Filistin, ilk Hıristiyanlık, Bizans ve Ermeni sanat üslubunun etkileri görülmektedir. Bugün Göreme Açık Hava Müzesi olarak ziyarete açık olan bölgedeki kiliseler, manastırlar ve şapeller şunlardır:</p>
<p>Tokalı Kilise:<br />
Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise&#8217;nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Şapel olmak üzere dört mekandan oluşur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise&#8217;nin giriş mekanı şeklindedir. Tek nefli ve beşik tonozludur.<br />
Aziz tasvirleri, müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim&#8217;e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır&#8217;a kaçış, İsa&#8217;nın mabede takdimi, Zekeriya&#8217;nın öldürülmesi, İsa&#8217;nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Kana düğünü, şarap mucizesi, ekmek ve balıkların çoğalması, kör adamın iyileşmesi, Lazarus&#8217;un dirilmesi, son akşam yemeği, ihanet, İsa Platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa&#8217;nın çarmıhtan indirilmesi, İsa&#8217;nın gömülmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa&#8217;nın cehenneme inişi ve İsa&#8217;nın göğe yükselişi gibi sahneler resimlenmiştir.</p>
<p>Yeni Tokalı Kilise X. yüzyılın sonunda yapılmıştır. Enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozludur. İsa&#8217;nın hayatı kronolojik sahneler halinde mavi ve kırmızı renklerle kilise duvarlarına fresklenmiştir. Sahnelerin zeminini oluşturan lapis mavisi, bu kiliseyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliktir.</p>
<p>Yeni Kilise&#8217;deki sahneler yine İsa siklusunu içermekle birlikte, Eski Kilise&#8217;den farklı tasvirleri şunlardır: Yusuf un rüyası, İsa&#8217;nın mabette bilginler tarafından denenmesi, Matta&#8217;nın görevlendirilmesi, Petrus-Andrea-Yakup ve Yahya&#8217;nın görevlendirilmesi, dul kadının bağışı, sakat elin iyileştirilmesi, Meryem&#8217;in ölümü. Ek Şapel ve Alt Kilise, Yeni Kilise&#8217;den daha sonraki dönemlere aittir.</p>
<p>Rahibeler Manastırı (Kızlar Manastırı):<br />
Açık Hava Müzesi&#8217;nin girişinin solunda yer alır. Yedi katlı bir kaya kütlesi olan kilisenin birinci katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası ve ikinci katındaki yıkık şapeli gezilebilir durumdadır. Üçüncü katta yer alan ve bir tünelle ulaşılan kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme&#8217;deki diğer kiliselerde pek rastlanmaz. Katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi sürgü taşlan kullanılmıştır. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa resminin yanında kırmızı bezemeler görülür.</p>
<p>Yılanlı Kilise (Aziz Onup/ırius Kilisesi):<br />
Girişi kuzeydendir. Ana mekan enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekan ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuştur. XI. yüzyılda yapılan kilise tamamlanmadan bırakılmıştır. Tonozunun her iki yanında Kapadokya&#8217;da yaşamış azizelerin tasvirleri yer almaktadır. Kiliseye adını vermiş olan Aziz Onuphrius&#8217;un hikayesi şöyledir: Hafifmeşrep bir kadın olan Onuphrius günün birinde tövbekar olur ve Tann&#8217;ya kendisini erkeklere karşı koruması için yalvarır. Tanrı onu sakal ve bıyıkla çirkinleştirerek Aziz mertebesine yükseltir.</p>
<p>M.S. I. yüzyılda Mısır çöllerinde &#8220;hermit&#8221; adı verilen kendini dine adayıp inzivaya çekilmiş insanlar yaşamaktadır. Son hermit Aziz Paphnutius hermitlerin yaşam tarzlarını öğrenmek için IV. yüzyılda Mısır&#8217;a gider ve orada Onuphrius&#8217;la karşılaşır. Ölürken ona yardım eder. Çünkü Onuphrius, faziletin ve nefse hakimiyetin en iyi örneğidir. Kilise&#8217;de bulunan tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri göğüslü ve önünde palmiye ağaçları ile görülür.</p>
<p>Sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin Bani&#8217;si, Aziz Onesimus, ejderle savaşan George ve Theodore, haçı tutan Helena ve oğlu Konstantin, Aziz Onuphrius ve onun yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ile Aziz Basil sahneleri kilisede resimlenmiştir.</p>
<p>Elmalı Kilise:<br />
Adını çevresindeki elma bahçelerinden alan kilisenin fresklerinden XI. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır. Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir. İlk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara kiliselerinde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise hem ikonodul dönemde hem de bu dönem sonrasında kullanılmıştır.</p>
<p>Kilisede, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus&#8217;un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs&#8217;e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa&#8217;nın gömülmesi, İsa&#8217;nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, İsa&#8217;nın göğe çıkışı, aziz tasvirleri, İbrahim peygamberin misafirperverliği ve üç Yahudi gencin yakılması gibi sahneler resimlenmiştir.</p>
<p>Aziz Basil Şapeli:<br />
Göreme Açık Hava Müzesi&#8217;nin girişindedir. Sütunlara ayrılan nartekste mezar çukurları bulunan kilise XI. yüzyıla tarihlenmektedir. V. yüzyılda kazılmış, bir kısmı ikonodul dönemde kırmızı bezemelerle süslenmiş, bir kısmı da ikonodul dönem sonrasında fresklendirilmiştir.</p>
<p>Şapelde, ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Teodore, güney duvarında yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George, Aziz Demetrius ve iki azize tasviri bulunmaktadır.</p>
<p>Karanlık Kilise:<br />
Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasıdır. Bu nedenle freskle/indeki renkler oldukça canlıdır ve bölgenin freskleri en sağlam kalmış kilisesidir. XI. Yüzyıl sonunda yapılmıştır.</p>
<p>Kuzeydeki kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise, haç planlı, çapraz tonozlu, merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir.</p>
<p>Kilisede, Müjde, Beytüllahim&#8217;e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus&#8217;un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs&#8217;e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa çarmıhta, İsa&#8217;nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa&#8217;nın göğe çıkışı gibi sahneler resimlenmiştir. Elmalı Kilise ve Çarıklı Kilise&#8217;de olduğu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de yer almaktadır.</p>
<p>Çarıklı Kilise:<br />
İsa&#8217;nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan çarık izine benzer bir ayak izinden dolayı kiliseye bu ad verilmiştir. XII. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Çapraz tonozlu, üç apsisli, dört kubbelidir. Bazı sahneleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı Kilise ve Karanlık Kilise&#8217;ye benzer ancak, figürler burada daha büyük ve uzundur.</p>
<p>Kilisede, ana kubbenin ortasında İsa ve madalyonlarda melek büstleri yer almaktadır. Ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır. Ayrıca, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus&#8217;un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs&#8217;e giriş, ihanet, kadınlar boş mezar başında, İsa&#8217;nın göğe yükselişi ve aziz tasvirleri de bulunmaktadır.</p>
<p>Azize Barbara Şapeli:<br />
İkonograflarından birinin adıyla anılan kilise VIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilir. Kiler, mutfak ve yemekhanesi bugüne kadar kalabilmiştir İkonodul döneme ait kiliselerdendir. Zengin geometrik desenler ve mitolojik motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine işlenmiş, XI. yüzyıldan sonra fresklenmiştir. Renklerin solukluğu, karakterlerin belirgin olmayışı fresklerin amatör bir çalışmanın ürünü olduğu izlenimi vermektedir.</p>
<p>Kadir Durmuş Kilisesi:<br />
Adını içinde bulunduğu bağın sahibinden alır. Göreme Beldesi&#8217;ne yakın bir yerde bulunan kilise, kesme taşlarla inşa edilmiştir. Kaya kabartma süslemelerin en güzel örnekleri bu kilisede görülebilir. VII. yüzyılda yapılmıştır. Diğer kiliselerden farkı, ortadaki papaz tahtı, iri dörtgen sütunlar, vaftiz yeri ve duvarlara oyulmuş mezarların oluşturduğu yapı kompozisyonudur. Uzun zamandır kullanılmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Yusuf Koç Kilisesi:<br />
Bu kilise de adını, içinde bulunduğu bağın sahibinin adından almıştır. Kadir Durmuş Kilisesi gibi kesme taşlarla yapılmış bir kilisedir. Göreme yakınlarındadır ve XI. yüzyılda yapılmıştır.</p>
<p>Bu iki kilise dışında Göreme Beldesi&#8217;nde Ortamahalle, Bezirhane ve Karabulut kiliseleri bulunmaktadır. Kesme taşlarla yapılmışlardır ve XI. yüzyıla ait oldukları anlaşılmaktadır.</p>
<p>El-Nazar Kilisesi:<br />
El-Nazar vadisinde bulunan kilise XII. yüzyıla tarihlendirilir. İsa&#8217;nın çocukluğundan mucizelere kadar geçen zaman ve azizlerin tasvirleri sahnelenir. &#8220;T&#8221; planlı kilisenin kemerleri madalyonlarla süslüdür.</p>
<p>Kilisede, müjde, ziyaret, doğum, üç müneccimin tapınması, Mısır&#8217;a kaçış, İsa&#8217;nın mabede takdimi, vaftiz, Lazarus&#8217;un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs&#8217;e giriş, İsa çarmıhta, İsa&#8217;nın cehenneme inişi, İsa&#8217;nın göğe yükselişi ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunur.</p>
<p>Saklı Kilise:<br />
1957 yılında bulunduğu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiştir. El-Nazar Kilisesi&#8217;ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduğu freskleri doğrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.<br />
Kilisede, Deesis, müjde, doğum, İsa&#8217;nın mabede takdimi, Vaftizci Yahya&#8217;nın görevlendirilmesi, başkalaşım, İsa çarmıhta, Meryem&#8217;in ölümü ve aziz tasvirleri vardır.</p>
<p>Kılıçlar Kilisesi:<br />
Kılıçlar Vadisi&#8217;nde yer alan IX. yüzyıl sonu-X. yüzyıl başına ait bir yapıdır. İçi oldukça zengin bir şekilde fresklerle süslenmiş olup uzun bir İncil siklusu içermektedir.</p>
<p>Meryem Ana Kilisesi (Kuşluk Kilisesi):<br />
Göreme Vadisi&#8217;nin en güzel yapılarından biri olan kilise, Kılıçlar Vadisi&#8217;nin .başladığı yamaçta, Tokalı Kilise&#8217;nin arkasındadır. Kilisede, Aziz figürleri ve İncil siklusunun dört sahnesi yer almaktadır: Beytüllahim&#8217;e yolculuk, doğum, İsa çarmıhta, Meryem&#8217;in ölümü ve aziz tasvirleri.</p>
<p>Azize Catherine Şapeli:<br />
Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasındadır. XI. yüzyıla tarihlenmektedir. Hem narteksi, hem de naosu serbest haç planlı, merkez kubbeli, beşik tonozludur. Apsisi templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarlarında ise iki nişli mezar bulunmaktadır. Sadece naos kısmı dekorasyonlar içermektedir.</p>
<p>Şapelde, Templonlu apsiste Deesis, altında madalyonlar içinde kilise babalan (Gregory, Basil, John Chrysostom), Aziz George, Aziz Theodore, Aziz Catherine ve diğer aziz tasvirleri vardır.</p>
<p>Aziz Eustathius Şapeli:<br />
Tokalı Kilise ile Meryem Ana Kilisesi&#8217;nin arasındadır. X. yüzyıl başında yapılmıştır. Ağırlıklı olarak kırmızı ve yeşil renklerin kullanıldığı freskler, Hıristiyanlığın erken dönemlerine işaret etmektedir. Dinî sahneler İsa&#8217;nın çocukluğundan alınan tasvirlerle sınırlıdır.</p>
<p>Yamalı Kilise:<br />
Latin, Grek ve Malta haçlarının işlendiği kilisede süsleme ve sembollerin anlaşılmasında güçlük çekilir. Süsleme üslubu, Doğu kültürlü Roma mozaik ve duvar süslerini çağrıştırmaktadır. Bizans öncesi -Suriye türü- yapı üslubuna sahiptir. IV. ve VI. yüzyıllar arasında yapıldığı sanılan kilise bölgenin en ilginç ve çözümlenmesi en güç kiliselerindendir.</p>
<p>Eğri Taşı Kilisesi:<br />
Duvarlarındaki yazılardan Meryem&#8217;e adandığı anlaşılan kilise VIII. ve XII. yüzyıl arasına aittir. Duvarları bir çift melek portresi, Meryem ve haç tasvirleriyle süslenmiştir. Kilisede, Doğumdan önce, doğum, vaftiz, üç müneccimin görevlendirilmesi, Yusuf un rüyası, Kudüs&#8217;e giriş, ayak yıkama, kadınlar boş mezar başında, üç Yahudi gencin yakılması sahneleri resimlenmiştir.</p>
<p>Göreme Vadisi&#8217;nde bulunan ve bazıları henüz resmi bir isme kavuşmamış olan diğer kilise ve şapeller arasında önemlileri Eski Bacak Kilisesi, Teodocus Şapeli, Jerphanion Kilisesi, Madalyon Kilisesi, Çift Yüzlü Şapel, Ağaçaltı Kiliseleri, Manastır Sütunlu Kilise ve Ala Manastır Kilisesi&#8217;dir. ( Kaynak: http://www.nevsehir.bel.tr )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tavsiyeuzerine.com/tatil-yerleri/kapadokya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
